Ali Nafile 'Anlat' ile Evrensel Gazetesinde
20.11.2010

Ortak tarihimizi anımsatan ezgiler

BAŞAK MENEKŞE

Ada müzik tarafından Nisan 2010 tarihinde çıkan “Anlat” adlı albümde Türkiye’de halen yaşayan on dil Türkçe, Kürtçe, Lazca, Rumca, Ermenice, Süryanice, Çerkesce, Hemşince, Arapça ve Gürcüce 10 şarkı yer alıyor.
Ada müzik tarafından Nisan 2010 tarihinde çıkan “Anlat” adlı albümde Türkiye’de halen yaşayan on dil Türkçe, Kürtçe, Lazca, Rumca, Ermenice, Süryanice, Çerkesce, Hemşince, Arapça ve Gürcüce 10 şarkı yer alıyor. Barışa ve beraber yaşamaya katkı sağlamaya yönelik hazırlanan bu albümde, birbirinden farklı insanların birbirini ne kadar benimsediği, birbirlerinin varlıklarını nasıl da çoğalttıkları ve böylelikle farklılıkların nasıl da zenginleştirdiği vurgusu öne çıkıyor.
Anlat’ı ilk dinleyişte albüm kadife yapraklı bir sardunya gibi on farklı yaprağına işlenmiş on farklı anlatı... açıldıkça yaprakları yeşerdiği coğrafyanın dilinde hem yabancı hem de bir o kadar kardeşçe sesleniyor size ve hemen dokunmayı başarıyor yüreğinize...
İkinci dinleyişte ise daha önce hiç tadına bakmadığınız acı, tatlı, ekşi, sulu, kekre bir meyvenin on farklı dilimini tadar gibi tadıyorsunuz ezgileri... Yabancı olsanız da dil(imler)ine, dilinizde aynı tadı bırakıyor, aynı keyfi veriyor...
Yaşlı bir Anadolu; binlerce yıllık tarihini;sarıp sarmalayan kucaklayan bir kadın nezaketiyle masal tadında anlatmaya başlıyor üçüncüde. Siz de kucağına yatıp küçük bir çocuk hevesiyle tekrarlayıp duruyorsunuz içinizden;
Anlat:bin yıllık aşkların
İsinapi: kanlı savaşların
Beje: gözlerinden akan yaşların
Asa: bitmeyen haykırışların
......:tükenmeyen bekleyişlerin
.......:yepyeni dünyaları özleyişlerin
.......:adını unuttuğun yerlerin
.......:ölümlerden dönüşlerin
.......:barışın ve kardeşliğin
.......:beraber üretebilenlerin sesibu duygularla dinlediğimiz şiirsel albümü, prodüktörü Ali Nafile ‘ye sorduk ve öyküsünü kendisinden dinledik:
‘Anlat’ albümünden bahseder misiniz?
Anlat’ta yer alan tüm eserler anonim olup o etnik kökenden gelen sanatçılar tarafından icra edildi. Yaklaşık otuz beş sanatçı sesleri veya enstrümanlarıyla katkıda bulundu.
Albümde yer alan ve Anadolu’nun renklerini oluşturan 10 dilde 10 şarkı, Türkiye’de halen yaşamakta olan ve varlıklarını sahip oldukları kültürel değerlerle ifade edebilen azınlıkların kültürlerine sahip çıkmak, ülkemizdeki kültürel zenginlikleri paylaşmak için tasarlanmış bir kültürel birliktelik projesi. Toplumlar yaşadıkları acıları, mutlulukları, sahip oldukları tarihi ve kültürel değerleri tanıdıkça sever ve sevdikçe sahiplenir. Türkiye’de halen yaşayan kültürlerin ezgilerini kendi dilleriyle ve aslına uygun sunmayı amaçladık. Farklılıklarımız zenginliğimiz, benzerliklerimiz güzelliğimizdir dedik.
Albümde Arapça (Ali Nafile), Çerkezçe (Gülcan Altan), Ermenice(Maral Ayvaz Çağlıçubukçu), Gürcüce (Kafdağı Müzik Topluluğu), Hemşince (Grup Vova), Kürtçe (Zelal Gökçe), Lazca (Birol Topaloğlu), Rumca (Beşköylü Adem Ekiz), Süryanice (Yakup Atuğ), Türkçe (Duygu Rüzgar) yer alıyor.
Anlat’ın herkesin arşivinde bulunması gereken bir albüm olduğunu belirtmeliyim.

SİSTEM NE DERSE DESİN GÜNLÜK HAYAT AKIYOR

Bu albümün hazırlanması fikri nasıl ortaya çıktı?
Dünya son otuz yıldır küçülüyor. Meşhur deyimiyle globalleşiyor. Bu küçülme ekonomi ve siyasetin yanında kültürleri de etkilemiş, yerel ve etnik kültürlerin ön plana çıkmasını da (tehlikeleriyle birlikte) beraberinde getirmiştir. Tüm dünya kültürlerini, kendi özelimizde Türkiye’de yaşayan insanları, tanımak istiyorsanız hangi etnik ya da dini kökenden geldiğine değil hayatın içine bakmanız gerek. Beylik sözlerle gündemimizi belirleyen siyasetçilerin kullandığı argümanlar ve söylemlerle değil… ‘Bu ülke Arap’ı, Türk’ü, Çerkes’i, Laz’ı, Kürt’ü ile kardeştir…’ diye başlayan nutukları çok dinledik belli dönemlerde .
Ama sistemin araçları ne yaparsa yapsın, hayatın, kimsenin müdahale edemediği, hiçbir şeyi dinlemeden akıp giden, üreten ve yazan bir yanı vardır; günlük hayat. Tarih denen şey aslında budur. Topluluklar kendi doğal gelişimi içerisinde ortak bir yaşam dili oluşturmuştur. Aynı olayları ve yaşantıları değişik dillerde ve şekillerde ifade etmişler. Bu ifade biçimlerinden en güçlüsü ezgisel olanlarıdır. Anadolu’nun birçok yerinde farklı dillerde dinlediğim ezgilerin birbirine çok yakın olduğunu fark ettim. Anadolu’nun her yanında yüzyıllardır birlikte yaşayan halklar, birlikte yazmışlar, yazmaya da devam ediyorlar hayatın şiirini, şarkısını… Ve son yüzyıldır insanı, doğayı, dünyayı hiçe sayan, gözü doymaz kapitalizmin çekilmez hale getirdiği hayatı çekilir kılıyorlar. Biz de ülkemizde yaşayan onlarca dilden, on dil,on şarkı ve on sanatçıyı bir araya getirdik, bir nebze nefes olsun diye…

KENDİ RENGİNİ KORUYAN DİĞERİNİ ÇOĞALTAN EZGİLER

Peki savaşın ve militarizmin bu kadar körüklendiği bir dönemde albümünüz nasıl karşılandı?
Globalleşme, yerel kültürlerin ön plana çıkmasına zemin hazırlarken aynı zamanda dünyada insanları tek tipleştiren politikalar bu kültürlerin önemsiz gibi görünmesine sebep olmaktadır. Bu anlamda kendi kültürünü sahiplenme ve üretme duygusu zayıflatılıyor. Bizim ülkemizin çok kültürlü olmasının bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Ve herkesin yüreğinin derinliklerinde bir kardeşlik ve barış özlemi var. Albümü dinleyenler dilini anlamasalar da tüm eserleri bir yerlerden tanıdık geliyor. Bu nedenle albümle ilgili çok cesaretlendirici ve olumlu tepkiler alıyoruz.

Albümün muradı nedir?
Yaşadığımız bölgede ve özellikle orta doğuda oynanan oyunların yaşamımızı ne denli etkilediğini fark etmemiz lazım. Son otuz yıllık süreç çok ağır ve travmatik geçti. Bu bölgede bunca kan ve ölüm kendinde zerre kadar insanlık kırıntısı taşıyan herkeste bir travma etkisi yaratmıştır. Bu travmanın üstesinden gelebilmenin yolu bölgede yaşayan halkların birbirleriyle en sıkı şekilde dayanışmasıdır.
Yüzyıllarca yan yana yaşayan bizlerin, suni gerekçelerle sanki aramızda bir kan davası varmışçasına birbirimizin zenginlikleri olan farklılıkları kullanılarak; birbirine bakan, fakat birbirlerini göremez duruma düşürülen halkların ortak yaşam ve tarih birlikteliklerimizi; Aynı topraktan, aynı rüzgarın kokusundan, aynı gökyüzünden esinlenerek yarattığımız ezgilerle dostluklarımızı yeniden anımsayalım… Bu albümde ezgiler birbirlerinin gözlerine rahatça ve sevgiyle bakabiliyor. Aynı yerde, hem kendi renklerini koruyabiliyor hem birbirlerinin renklerini çoğaltıyor. Birilerini ötekileştirmeye karar vermeden önce gözlerinin içine bakalım.

ZÜLFÜ VE RUHİ SU’NUN MÜZİKAL DÜNYAMA ÖNEMLİ KATKILARI VAR

Bize kendinizi ‘anlat’ır mısınız?
Müzik, kendimi bildim bileli içimde var.Ortaokul yıllarımda flütle başladım enstrüman çalmaya.Yine aynı yıllarda ilk kez ikinci sınıf öğretmenimin elinde gördüğüm ve büyülendiğim bağlamayla tanıştım. Kısa sürede kendi kendime türkü çalmaya başladım. Zülfü Livaneli ve Ruhi Su dinlemeye başladım. Bu iki ismin müziğe bakış açımda çok önemli bir yeri vardır. Lise yıllarında Yunus Emre, Karacaoğlan, Köroğlu ve Pir Sultan Abdal şiirlerinden besteler yapmaya başladım. Bunun yanı sıra kendi yazdığım şiirleri besteliyordum. 1993 yılında ‘Venüs’ün Doğuşu’ adlı ilk albümümü yaptım. Rainer Maria Rilke’ye ait albüme adını veren şiir de bu albümde benim müziğimle, Pir Sultan Abdal için yazılmış ‘Dün Gece Seyrimde’ adlı şiir de değişik bir müzikle yer aldı.
1997 yılında aranjörlüğünü Ferhat Livaneli’nin yaptığı ‘Sesimi Dinle’ adlı albümü yaptım. Bestelerimin yanı sıra anonim türkü ve deyişlerin yer aldığı batı altyapısıyla hazırlanmış bir albümdü.
2006 yılında Arapça ve Türkçe eserlerin yer aldığı ‘Gecenin Yolcusu’ albümü çıktı.Albümde dünyaca ünlü ud virtüözü, besteci ve icracı olan dostum Marcel Khalife’nin ve Arap müziğinin divası Feyruz’dan eserlerin yanında anonim Arapça ve Türkçe ezgiler ile bana ait besteler yer almaktadır.
Son olarak 2008 yılında başladığım ve on değişik etnik kökenden gelen sanatçı dostumla birlikte tamamladığım ‘Anlat’ adlı çok dilli albüm çalışmasını yaptım.

http://evrensel.net/haber.php?haber_id=78462


SON EKLENEN 5 HABER